Cenk bölgesinde ‘acil kod’lu kırmızı sıralama

1) SAVAŞIN KİRLİ YÜZÜ ÖYLE BEKLENMEDİK YERLERDEN ÇIKIYOR Kİ…
Bu pazar oldukca değişik bir sahnesini aydınlatacağız. Suriye ve Irak…
Son dönemlerde Ankara’ya karşı “kirli bir senaryo”nun devreye sokulduğu bilgisi ulaşıyor. Informasyon şu:
“Suriye’de ortaya çıkan otorite boşluğundan faydalanan grupların kaçak kazılar ve kültür varlığı kaçakçılığı vasıtasıyla teröre finansman sağlamış olduğu tespiti üstünden, ülkemizin mevzuya ihtiyaç duyulan hassasiyeti göstermediği ve hatta bu faaliyetlere göz yumduğu şeklinde bir dezenformasyon yapılmaktadır…”

İşte bu data üstüne devletin üç biriminden süratli bir atak geliyor. – MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI: Suriye’deki harekât bölgelerinde teröristlerin tahrip etmiş olduğu zamanı yapıları Türk askeri derhal koruma altına alıyor. Ve restore etmeye başlıyor. Bunun için Kültür ve Gezim Bakanlığı’ndan hususi destek geliyor. Arkeolojik kalıntılar ek olarak koruma altına alınıyor.
– İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: Teröristlerin Suriye’den kaçırılmış olduğu zamanı eserleri yakalamak için hususi birimler oluşturuluyor. Yakalanan zamanı eserler Müzeler Genel Müdürlüğü tarafınca “Suriye kökenli eserler” adı altında depolanıyor. Her birinin kaydı yapıldıktan sonrasında “Sulh döneminde Suriye’ye iade edilecek” notu düşülüyor…
– KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI: Müzeler Genel Müdürlüğü Türkiye aleyhine pompalanan bu “kirli data”ye karşı Internasyonal Müzeler Konseyi’yle (ICOM) temasa geçiyor. Ve Suriye için “Acil Durum” ve “kırmızı sıralama”yi Türkçe’ye çevirerek yayınlıyor.

Kırmızı sıralama, dünyanın değişik noktalarında yaşanmış olan kargaşalık ve silahlı çatışma durumlarında köken ülkelerin kültür varlıklarının korunması için yayınlanıyor…
Ve bu sıralama gümrüklere, hudut kapılarına, o bölgelerdeki güvenlik kuvvetlerine gönderiliyor.
Evet dostlar…
Cenk denilince öyleki filmlerdeki benzer biçimde cepheden cepheye değil… Suriye’de, Irak’ta “cephe” değil, “pusu” geçerlidir. Ve işte bu şekilde her türlü vakası şeytani bir planla devreye sokan bir yapı vardır.
Türkiye kirli senaryoları boşa çıkarmak için bu “kırmızı sıralama”yi Türkçeye çevirerek yayınlıyor.
Suriye’deki karışıklıktan faydalanan zamanı yaratı kaçakçılarından ve organizatör durumundaki teröristlerden bugüne dek oldukca sayıda zamanı yaratı yakalanmış durumda.

2) İNGİLİZ CASUSU VE EROS BAŞI’NIN 150 YILLIK YOLCULUĞU
Peki ülkemizden kaçırılan zamanı eserler iyi mi geri getiriliyor? Her birinin ayrı bir hikâyesi var. İşte benim en oldukca ilgimi çeken o hikâye… Yıl 1882…
Iyi mi oluyorsa! İngiliz Askeri Başkonsolosu Charles Wilson’un yolu Karaman’daki Ambar Köyü’ne düşüyor.
Ne acayip, değil mi?
150 yıl önceki Karaman’ı düşünün.
Kağnı günlerindeki Ambar Köyü’nü ve oraya ulaşan köy yollarını düşünün.
İngiliz askeri konsolos niçin oradadır?
Ve en ilginci de… O bölgede toprağın altındaki Sidimara Antik Kenti’ni nereden bilmektedir?
Wilson gelir ve gizlice antik dünyanın en ağır lahdini gün ışığına çıkarır. Fakat 30 ton ağırlığındaki lahdi götüremediği için Eros’un başını alır ve lahdi yine toprağa gömer.
Ve Londra’ya döner.

3) OSMAN HAMDİ BEY MÜZEYE GETİRTİR
Aradan 10 yıl geçer. Ve o bölgedeki bir köylü toprağı işlerken lahdi görür.
Derhal haber verilir. O sırada Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey’dir. Türk resminin meşhur adı, müzeciliğin kurucusu Osman Hamdi Bey (sonradan İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni kurar).
Haberi duyunca Karaman’a gider.Ve incelemeleri sonunda antik dünyanın bu paha biçilmez eserinin İstanbul’daki müzeye getirilmesine karar verir. Fakat 30 tonluk Sidamara Lahdi iyi mi getirilecektir?
O şartlarda mandalarla çekilen lahit, Karaman merkeze uzun çabalardan sonrasında getirilir.
Hususi olarak düzenlenmiş bir trene konur ve İstanbul’daki müzeye yerleştirilir.
Büyük bir başarıdır bu…
Evet sevgili sanatseverler.
Aradan seneler geçer, Türkiye lahdin parçası olan Eros başının peşine düşmüştür. Bu sırada Wilson’un oğlu, Eros başını Victoria & Albert Müzesi’ne bağışlar.
Netice: Kültür ve Gezim Bakanlığı’ndaki isimsiz kahramanların senelerce devam eden mücadelesinden sonrasında…
Doğrusu… Tam yüz elli yıl sonrasında antik dünyanın bu görkemli lahdi, Eros başına kavuşur…

4) KAÇAKÇILIĞI ÖNLEMEK İÇİN
Dostlar, öyleki bir coğrafyadayız ki…
Yalnızca bunun benzer biçimde bu topraklardaki kökenlerinden kaçırılmış 3480 parça zamanı yaratı geri getirilmiş. Ve bunların her birinin azca ilkin anlattığım benzer biçimde bir hikâyesi var… Düşünün ki…
Asurlar, Hititler, Frigler, Urartular, Lidyalılar derken Roma, Bizans, Beylikler, Selçuklu, Osmanlı ve arkasından Türkiye Cumhuriyeti…
Iyi mi bir uygarlıklar coğrafyasında yaşıyoruz… Dünyada bunun bir başka örneği var mıdır?
Türkiye’deki kazı çeşitliliğinin benzeri yoktur.
Bu coğrafyada 2 milyon yıl ilkin yaşayan insanı ve çevresini idrak etmek için mağara kazıları da yapılıyor, Hititlerin başkenti de kazılıyor, Roma kentleri de Selçuklu mezarlıkları da Osmanlı kaleleri de… Son olarak olarak Ulusal Savaşım için zamanı emek harcamalar da yapılıyor.
İşte Neolitik Çağ’dan “Taş Tepeler” projesi… Dünyada eşi olmayan bir arkeolojik emek harcama.
Yalnızca Şanlıurfa’da 70 kilometre alanda 12 kazı sürüyor ve tüm dünyadan ilgili biliminsanları, buradan gelecek yeni detayları bekliyor.
Peki bilincinde mıyız?
İşte bu yazı… Üstünde yaşadığımız uygarlıkların birazcık daha bilincinde olmamız için yazılmıştır. Doğrusu diyorum ki… Üstünde yaşadığımız bu uygarlıklar coğrafyasının kıymetini bilelim. Hadi bugünün denizlerini, ormanlarını, doğasını sorumsuzca kirletip, çirkin mimarilerle talan edip, yakıp yıkıyoruz…
Bari gelecek kuşaklara birazcık saygımız olsun. İşte bundan dolayı mesele bakalım… Acaba binlerce yıl sonrasında, bizim ardımızda bıraktıklarımızı ne çeşit bir müzeye alacaklar?
İyi pazarlar…

Son Dakika Haberler